alem yansa, külünü hangi aleme koyarız

Bizim dedi meczup, en büyük sıkıntımız, tanımlama yaparken tamamlamalarımızdır. Her bir nesneyi, kişiyi, duyguyu, fiili ve ne varsa, yani başka bir ifadeyle zuhuratı kalıplara sokmamız. Keskin ve kesin cümleler daha çok hoşumuza gidiyor. Her bir cümle sonuna nokta konduğunda daha anlamlı oluyor bizim için, oysa her cümle, noktayla bitmiş/bitirilmiş oluyor. Sondan korkarız genel olarak, istemeyiz, ama sona olan meylimiz sonsuzluğa yok. Gözümüz görmek için yetersiz, kulağımız duymak için yetersiz, dilimiz duyurmak için yetersiz, ayağımız, elimiz, ne varsa görünürümüzde olan yetersiz. Yinede elle tutulup, gözle görülür olduğu için onlarla sınırlandırmaya razıyızdır kendimizi. Görünmeyen, bölündükçe bölünebilecek bir alem var içimizde. Gönlümüz var, sınırlandırdığımız, ki sınırını bilemediğimiz. kendimizden uzaklaşma eğilimindeyiz, kendimizi bilmekten, kendimize dalmaktan. Sınırlandırıyoruz kendimizi, sınır çekiyoruz. Sınırlandırıyoruz insanları, sınır çekiyoruz. Eşyayı v.s v.s. …

Ne yapmak gerekir diye sordum meczuba. Gözleri doldu, derin bir nefes aldı, ahh lao dedi, düşünki, sınırlardan bahsedip sınırsızlığı anlatmaya çalışıyorum. Ne yapılabilir sence ?
Bilmiyorum dedim.
Biraz durduktan sonra devam etti, sınır koymaya meylimiz var, ister istemez yapıyoruz, ama zannımca bunu aşabilmek için yapabileceğimiz bir şey var. Nedir diye sordum. Sınırın ötesini de berisi kadar sevdiğinde, sınırlar ortadan kalkacaktır. Daha da ötesini sevdiğinde daha da kalkacaktır. Orası burası ancak böyle kalkar gibime geliyor, akılla, kıyasla değil. En ötesini düşün lao, en ötesi, hiçbir zaman gelmeyecek, ve sürekli sınırlar kalkacak, sürekli artan bir sevgi. Sonsuz diyemiyorum, algımızın dışında, ama sonsuza giden bir sevgi diyebiliyorum…

bir yorum var “alem yansa, külünü hangi aleme koyarız” için

  1. :)

Söyleyeceklerim Var