ilmi cehalet

Kısa cümleler tutmaya çalışıyorum aklımda. Aklım kelimesiz cümlelerden yana. Çatışıyorum, bütün bu yorgunluğun diğer bir ifadesi bu. Bütün bu yorgunluk, ayaklarımın ucundan başlayıp vücudumun hiçbir yerinde bitmiyormuş hissi veriyor. Güçlü değilsen de güçlü görün diye düşünen bir zihniyet var ya, yorgunluk da öyle düşünüyor.

Zaman geçiyor. Tekrar tekrar seni seviyorum demek gibi bir şey bu, zaman geçiyor demek. Zamana mı hatırlatıyoruz bunu, kendimize mi bilmiyorum ama. Zaman geçiyor biz hatırlamadığımız da dahi. Bir şeyleri kendimize bağlamayı seviyoruz galiba, oysa sevmek bağlanmayı gerektiriyor. Zamanı, mekanı, ötesini berisini… her ne ise…

Bir keresinde çocukken, markette kaybolmuştum. Korkudan ağlamaya ve deli gibi sağa sola koşmaya başlamıştım. Altı üstü, süperinden olsa da marketti. Ben korktukça da büyümüştü, sanki hiç bulunamayacakmışım tekrar, o kadar büyümüştü. Şimdi, ağlayamasam da, o kadar büyüdü yine kaybolduğum şey. Daha sakinim, daha yavaş adımlarla koşturuyorum, kaybolmadım diye düşünmeye çalışıyorum. Ama kendimi hiç bu kadar çocuk gibi hissetmemiştim. Ve bazen kaybolmak, sadece kaybolduğunu düşünmekle alakalı bir durum değildir, çoğunlukla olsa da, bazen değildir…

Hala nefes alıyoruz hamd olsun, koşalım, duralım, gezinelim, görelim. En çok sevelim mümkünse, ara sıra ama nadiren de kızalım, daha çok kendimize. Daha çok kendimize pay biçmeden dünyayı, daha çok olalım…

Görelim Mevla neyler…

bir yorum var “ilmi cehalet” için

  1. neylerse güzel eyler..

Söyleyeceklerim Var