soba

 

Geçen gün, meczuba gittim. Yağmur yağıyordu, biraz ıslanmışım. İçeri girdiğimde, çocuk sobanın karşısına geçmiş kurulanmaya çalışıyordu. Belli ki oda yeni gelmiş, ve benim gibi  ıslanmıştı yağmurda. Kurulansın diye soba yakılmış, onun nasibine düşenden bize de pay düşmüş oldu. Sessizdi yine çocuk, öyle kısa bir selamlaşma ve hal hatır sorma dışında pek ağzını açmadı. Meczup, sağ olsun bize çay demledi. Sonra sobanın karşısında, ikimizi de karşısına alacak şekilde oturdu, bir müddet gülümseyerek izledi. Güzel dedi, aynı yağmurda ıslanıp aynı soba karşısında kurulanmaya çalışmak. Çocuk başını hiç kaldırmadı, ben anlamadığımı ifade edecek şekilde baktım meczuba. Yine gülümsedi, nasip dedi, ortak nasibi ne kadar çoksa insanların, dostlukları o kadar güçlü olur, sevgide varsa arada. Neden diye sordum. Çünkü dedi, dostluk bağı ondandır. Bazen kişiler kendilerinden bilir, ve kendi ellerinde olduğunu zanneder dostluğun. Oysa ondandır, onun kurduğu bağ ancak güçlü bir bağdır, ki dostluk ancak güçlü bir bağ ile oluşur. Peki dedim, kişilerin hiç etkisi yok mudur. Farkında olmak dedi, istemek, aynı zamanda çabalamak, ama ondan ötesi değil. Ondan ötesi zan dır, zanlar üzerine gerçek inşa edilmez. İstemek ve çabalamakta neticeye ulaşma sebebi değildir, vesilesidir ancak. Anlamıştım galiba, bir şey sormadım sonrasında, öyle sessizce durduk, kurulandık biraz daha.

 

çay demlenince, çaylarımızı alıp bir kenara oturduk. Öyle sessiz sessiz durup çay içiyorduk. Benim konuşasım vardı, ama konuşabilecek bir şeyim yoktu. Çocuğun sessizliğini merak ediyordum ama sormaya çekiniyordum. Sanki bir ben bilmiyordum sebebini de, bilmem de gerekmiyormuş gibi geliyordu. Neyse ki, meczup sordu bir müddet sonra. Çocuk cevaben belli belirsiz birkaç cümle söylediyse de ben anlamadım, meczup da anlamadı galiba ki, tekrar sordu. Cümleler dedi çocuk, öylece içimde kaldı. Bir gün söylenecek diye biriktirmiştim, ama söyleyemedim, galiba söyleyemeyeceğim de. Artık anlamlandıramıyorum da, aklıma geliyorlar sürekli, ama anlamsız hepsi. Kötü oluyorum, atıp kurtulasım geliyor hepsinden.

Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun diye sordu meczup. Çocuk bilmiyorum dedi, nasıl yapılabileceğini dair en ufak bir fikrim yok dedi. Nasıl biriktiler, nereden geldi bu cümleler diye sordu meczup. Çocuğun gözleri doldu, güneş doğunca gölgelere mani olmak imkansız dedi. Meczup gülümsedi, güneş batınca da, her yer gölgelik olur, kocaman bir gölge içinde kalırsın, buna da mani olmak imkansızdır dedi. Çocuk çaresiz bir ses ile, yokmudur bir çaresi diye sordu. Meczup gülümsedi, biraz çayından içti, öylece biraz çocuğa baktıktan sonra cevap verdi, batmayan bir güneş dedi…

 

Çocuk bir şey diyemedi sonrasında. bir müddet daha sessizce oturup izin istedi, ardından bende izin isteyip çıktım. Yürüdüm bir müddet, yağmur yağdı, ıslandım.

 

2 yorum var “soba” için

  1. batmayan bir güneş, bitmeyen sonsuz olan ile gelir ancak, sonu olanı güneş diye seçersek kendimize bol gölgeyede sahip oluyouruz. karıştırmamak gerekir tabiki başka şeyleride seveceğiz ama ancak yıldız olabilir onlar. yıldız kendini güneşlede kıyaslamamalı aslen. neticede ışın ondan gelir.

  2. şüphesiz, maksat o…

Söyleyeceklerim Var